Adorno, modern şiiri bilmiyordu

Polonya’nın yaşayan en büyük şairi olarak gösterilen dünyaca ünlü Ryszard Krynicki, I. Uluslararası Üsküdar Şiir Festivali için Türkiye’ye geldi. 1943 yılında ailesinin sürgün edildiği Nazi toplama kampında hayata gözlerini açan Krynicki, şiirini, ülkesiyle benzer kaderi paylaşan hikâyesini ve Adorno’nun ‘artık şiir yazılamaz’ dediği günleri anlattı.

Polonyalı ünlü şair Ryszard Krynicki, Avrupa kıtasında milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan II. Dünya Savaşı’nın tam da ortasında, ailesinin sürgün edildiği bir Nazi toplama kampında hayata gözlerini açmış. Batı Polonya’da geçen çocukluğu işgal askerlerinin gölgesi, ilk gençliği ise hapishanelerde baskı altında geçmiş. Kendi ifadesiyle ‘zor ve karışık’ geçen hayatı şimdilerde bol ödüllü dünyaca ünlü bir şair olarak ilk yıllarına nazaran oldukça huzurlu geçiyor. Polonyalı şair Ryszard Krynicki, çocukluğundan itibaren içinde sönmeyen şiirin, dünyaya direnme gücünün kaynağı olduğunu söylüyor. Gözlerinde yaşadıklarının özetini hala saklayan Krynicki ile yalnızca şiiri konuşmadık.

 

Ailenizin götürüldüğü bir Nazi toplama kampında dünyaya geldiniz, 1943 yılında. Adorno’nun “artık şiir yazılamaz” dediği sürecin bizzat içinde doğdunuz yani bir şair olarak.

Evet, Adorno onu Auschwitz için söylemişti.

Auschwitz için söylemişti ama bütün olan biteni ifade ettiğini söyleyebiliriz.

Adorno’nun sözü tam olarak şu şekildeydi sanırım, “Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır.” Tamam, ama merak ediyorum niye kendisine sormamış Adorno, ‘Bundan sonra felsefe yapmak barbarlık değil mi’ diye. Şiiri niye öne çıkarıyor?

Öyle katı bir gerçeklik yaşadık ki insana ve onun anlamına ilişkin bir şey üretilemez artık, şeklinde söylüyor bunu…

Ama cevap değişmeyecek. Özellikle şiiri niye seçti Adorno? Müzik var, resim var daha pek çok sanat var insana ve inceliğine dair bir şeyler söyleyen. Neden şiir?

Siz söyleyin bir şair olarak… Adorno neden özellikle şiiri seçiyor?

Benim kanaatim Adorno, modern şiiri pek bilmiyor. Onun için şiir, duygusal, romantik anlam üreten bir şey. Sanıyorum bundan dolayı şiirden söz etti sadece. Ama modern şiiri daha iyi bilseydi bu şekilde konuşmazdı. Bununla beraber benim de merak ettiğim ve kendisine de sorduğum bir şey vardı, eğer şiir yazmak barbarlık olacaksa, felsefenin soru sorması da barbarlıktır. En azından bunun sorusunu sorsaydı kendisine ama sormadı.

Soracaktım ama gelmiş olduk, Adorno modern şiiri bilmiyordu dediniz, modern şiir nedir, sorusunu açalım biraz.

Çok zor bir soru bu tabi, çok uzun cevaba ihtiyacı olan bir soru. Kendi şiirimin ne olduğunu söylemem sanıyorum biraz olsun cevap olacaktır. Benim şiirim, en önce bizzat kendimin sonucudur. Şiirimin temelinde ben varım, ben olanı yansıtır şiirim yani.

PAUL CELAN VE RİLKE

Belki kendiniz için önemli şairleri söylerseniz, oradan bir harita çıkarmamız mümkün olur. Şiiri nasıl gördüğünüze ilişkin…

Elbette, ancak doğrudan etkilendiğimi söyleyemem ama çok önemsediğim şairler var. Özellikle Paul Celan ve Rilke. Ben kendi sesimle şiirimi yazıyorum ama. Hayatımda, gençliğimde beni en derinden etkileyen şiirler, Celan’ın, Rilke’nin şiirleridir. Sadece bunlar da değil, Polonya edebiyatından bazı isimler var. Başka dillere çevrilmesi zor şiirleri olan şairler bunlar tabi. Şiirleri, dilin içinden çekilip kurulmuş bir dil. Wistawa Szymborska, Zbigniew Herbert, Tadensz Rözewich ve Miron Biatoszewski gibi bir şairler. Yazıldığı dilin özüne inen şiirler bunlar bu açıdan çevrilmesi zordur.

Polonya şiirini daha yakından tanımak için soruyorum. Şiirin durumu nedir bugünlerde?

Alman edebiyatından ya da Almanya’daki edebiyat dünyasından pek farkı yok aslında. Şiirle diğer yazı türlerini karşılaştırdığımızda Polonya’da şiir tartışmasız çok önde bir sanat… Öykü, deneme ve sair, diğer tüm türlere karşın şiir yazan sayısı çok daha fazla. Az önce isimlerini saydığım şairler üzerinden bir tarz, bir akım oluştuğunu söyleyebilirim.

Dünya geneline ilişkin ne söylersiniz? Şiirin lehine bir yükseliş var mı sizce, gözlemleyebiliyor musunuz?

Okunması açısından söylemek gerekir ki, şiir tüm dünyada çok az okunan bir türdür. Bir tren yolculuğu düşünün, karşındaki kişinin elinde kitap var, nedir o? Şiir değil, romandır o. Genelde böyledir.

Bunun anlamı nedir peki?

Şiir, okunması zor bir türdür. Muhtemelen bundan. Şiir, okuyup da geçebileceğiniz bir şey değil. Sizi hem yanına çağırır hem de içine… Çağırmasına rağmen kapıları da kapalıdır, çaba ister sizden. Zordur şiir hatta bakın şairlere bile, daha çok neyi okumayı seversiniz diye sorsak, onlar arasında da muhtemelen şiiri söyleyenler az olacaktır.

Soralım öyleyse, söyleyin bize…

Değişik şeyler açıkçası. Biyoloji, doğa hakkında metinler, biyografiler farklı türlerde okurum daha çok. Pek çok şair arkadaşımın da böyle olduğunu biliyorum.

İNSAN, ARADIĞI İÇİN ŞİİR OKUR

İnsan niye şiir okur?

İnsan arayış içindedir, cevap aradığı için şiir okur. Cevaplar için değil ama arayış için…

İşlevi nedir peki?

Benim için şiirin en önemli işlevi, sorduğu sorulardır. Tıpkı felsefenin, teolojinin sorduğu sorular gibi.

Modern şiirin tanımı da kabaca bu sanırım.

Onu bu kadar net söyleyemem. Ama benim önem verdiğim şiir bu. 

ÖNCELİKLE ŞİİR YAYINLIYORUZ

Çevirmenliğiniz yanı sıra yayıncılık da yapıyorsunuz. a5 Yayınları’nda usta bir şair olarak genç şairlerin eserlerini yayınlıyorsunuz.

a5 Yayınları aslında büyük bir yayınevi değil. Küçük bir yayınevi…

Küçük diyorsunuz ama sloganınız oldukça iddialı: “İnsanoğlunun en büyük icadı kitaptır ve biz onun en iyi örneklerini üretiyoruz”

Çünkü öncelikle şiir yayımlıyoruz.

Edebiyatın türleri içinde, şiirle uğraşanlar diğer türlerde üretim yapanlara nazaran orada kalmıyorlar. Mesela bir romancı yayıncılık işine girmezken çoğunlukla şair için durum böyle değil. Şair, şiir yazmakla kalmıyor çoklukla…

Haklısınız. Benim yayıncı olarak çalışmam, şairliğimin bir parçası.

DERGİCİLİK BİR TUTKU

Dergi edebiyatçılar arasında bir tutkudur, Türkiye’de de böyledir. Sovyetler Polonyası’nda da Zapis dergisini çıkarmışsınız. Bağımsız ilk dergi bildiğimiz kadarıyla…

Evet dergi tam anlamıyla bir tutkudur. Bizim Zapis aslında yasadışı bir yayındı. O zaman sadece devlet tarafından onaylanmış dergiler çıkabiliyordu. Şimdi tabi çok fazla sayıda dergi var. Küçük büyük onlarca dergi var şu anda. Çoğunluğu üç aylık dergiler, aylık dergi daha az tabi. Haftalık dergi hiç yok tabi.

Haftalık dergi de ilginç fikir doğrusu… Edebiyatı, şiiri ekmek gibi su gibi görmek…

1920’li yıllarda haftalık edebiyat dergileri vardı. Edebi ve kültürel anlamda çok önemli rol oynayan dergiler vardı.

Bugün olmamasını nasıl açıklıyorsunuz? İmkânlar daha geniş bugün?

Onu bilemiyorum, tabi düşünmek lazım. Birlikte düşünelim… Ben de anlamıyorum.

Şiir soruların peşindedir demiştiniz ya, insanoğlu sanki sorularından kaçıyor ya da onlardan vazgeçti bugün, böyle mi anlamak lazım?

İnsanlar sorularıyla mutlaka ilgileniyorlardır. Bütün dünyada şairlerin hala okunduğu

a5 Yayınları’nda ne yapıyorsunuz?

Dediğim gibi özellikle şiir yayınlıyoruz. Kendi görüşümce önemli olan, önemli saydığım şairlerin kitaplarını yayınlıyoruz. Tabi ağırlıklı olarak Polonyalı genç şairler…

a5, a4’ün yarısı. Yayınevinin isminin özel bir anlamı var mı? Küçük ve nitelikli gibi…

Biraz formatla ilgili. Kitaplarımızın ebatları o boyutlarda oluyor. Diğer taraftan a harfiyle başlaması, a bir başlangıçtır ya, ona vurgu yapmak istedik. Biliyorsunuz neredeyse bütün alfabelerde a ilk harftir. Ve evet bu güzel; küçük ve nitelikli…

TÜRK ŞİİRİYLE YAKINDAN İLGİLENECEĞİZ

Genç şairlerin şiirlerini kitaplaştırıyorsunuz, ilaveten edebiyatınızın usta şairlerini yayınlıyorsunuz. Çeviri de var. Artık Türkçe çeviriler de söz konusu olur değil mi?

Evet, bununla ilgili döndüğümüzde neler yapabiliriz diye bir çalışma yapacağız.

Türkçeden bahsettik, Türk şiiri ve edebiyatından da söz edelim. Takip edebildiniz mi hiç?

Dili bilmediğim için dolayısıyla takip edemiyorum. Çeviriler ise çok çok az. Roman demiyorum, özellikle şiir yok denebilecek kadar az. Sadece bizde değil, Almancada da şiir çevirisi yok. Şiir bulmak neredeyse imkânsız… Sizin bana özellikle önereceğiniz isimleri not etmek isterim.

İSTANBUL, TEK BİR ŞEHİR DEĞİL

İstanbul’a geldiniz. Biraz tahrip ettik ama İstanbul şiirden yapılmış bir şehirdir. Görme imkânınız oldu mu?

Çok fazla gezemedim henüz ama çok çok büyük bir şehir. Birkaç ay önce buradaydım, Beyoğlu’nu gezebilmiştim, güzeldi. Şimdi Üsküdar’dayız burası da harika. İlk izlenimim şu oldu tabi, İstanbul tek bir şehir değil, birkaç şehir, çok büyük bir şehir. Bu açıdan toplu olarak görmek, hayal etmek oldukça zor… İstanbul bir sınır ve bir köprüdür, bu açıdan benim ilgimi çekiyor. Hem Avrupa ile Doğu’yu ayıran hem de birleştiren bir yer. Bir de Adam Czartoryski var. Siz tanıyorsunuz, ben de tanıyorum.

 

Fotoğraf: Sedat Özkömeç