Cemalettin Latiç: Aliya’nın hayalini gerçekleştireceğiz

Bosna’nın bilge komutanı Aliya’nın yakın çalışma arkadaşlarından, Bosna’nın Milli Şairi olarak bilinen Saraybosna Devlet Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cemalettin Latiç, “Erdoğan’a, Davutoğlu’na ve Fidan’a verdiğim sözü tutacağım ve Aliya’nın hayali olan Balkan İslam TV’sini çok yakında kuracağız” diyor.

İstanbulensis Şiir Festivali için Türkiye’ye gelen Bosna’nın Milli Şairi olarak bilinen Prof. Dr. Cemalettin Latiç, başından beri sürdürülemez olan Dayton anlaşmasının, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da masada bulunması şartıyla artık yenilenmesi gerektiğini söylüyor. Yeni Türkiye’nin her anlamdaki büyüyüşünü duayla izlediklerini söyleyen Latiç’le, Türk ve Boşnak edebiyatlarını, çevirileri ve Aliya’nın en büyük hayallerinden biri olan Balkan İslam TV’sini konuştuk.

 

Şiir Festivali için bir şair olarak buradasınız. Türkiye’de Bosna Hersek’in ‘Milli Şairi’ olarak biliniyorsunuz. Türkiye’yi yakından tanıyorsunuz, henüz ve hala yaralarını sarmaya çalışan bir ülke olan Bosna’dan Türkiye nasıl görünüyor?

Sizin de artık söylemeye başladığınız tanımla söyleyeyim; ‘Yeni Türkiye’nin her bakımdan, hem entelektüel hem siyasi olarak büyüdüğünü çok yakından görüyor ve takip ediyoruz. Sizin büyüyor olmanız yine her bakımdan bizi sevindiren, güvenimizi yerine getiren bir şey. Çünkü siz ne kadar büyürseniz, biz de o kadar güçlenecek ve büyüyeceğiz. Kardeşlik, dostluk ve akrabalık söz konusu zaten aramızda… Hem Yeni Türkiye’nin büyüyüşü için hem de o büyüyüşün mimari Erdoğan için, bütün Bosna halkı olarak dua ediyoruz. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır, bütün İslam dünyası için çok önemli üç lider ülke konumundadır. Ümit ediyoruz ki bu üç ülke de, aynı çizgide dünyaya yaklaşmayı başaracaktır.

FATİH SULTAN MEHMET BÜYÜKBABAMIZDIR

Bahsini ettiğiniz o kardeşlik ve dostluğun çoğu yerde yalnızca dini bağlar sebebiyle oluştuğu sanılıyor. Neler söylenebilir?

Bizim bağımız sadece ortak tarihi paylaşıyor olmamız değil. Biz bunu çok iyi biliyoruz, eğer hala Türkiye’de bilmeyen birileri varsa onların da iyi bilmesi gerekiyor. Biz gerçekten akrabayız da… Fatih Sultan Mehmet, bizim büyükbabamızdı. Bugün de Türkiye’de yaşayan Boşnaklar, Bosna’da yaşayan Türkler var biliyorsunuz. Pek çok evlilikler tesis edildi iki halk arasında. Biz hem akrabayız, hem de çok önemli bir tarihi paylaşıyoruz. Osmanlı, beş yüz yıl Bosna topraklarında kaldığı için İstanbul yüzyıllarca bizim de başkentimizdi. Hem akrabayız, hem aynı tarihin çocuklarıyız hem de aynı Allah’a inanıyoruz. Yüzyıllara dayanan bu aziz akrabalığı düşmanlarımız bozguna uğrattı ve bugün işte, ne Boşnaklar Türkçe konuşabiliyor ne de Türkler Boşnakça biliyor. Bizim ilişkimizi düşmanlarımız kesti.

Düşman tanımını netleştirelim biraz. Elbette bir fikrim var bu konuda ama ‘oradan’ nasıl görünüyor, onu öğrenmek isterim.

Düşman derken, elbette zamanında Osmanlı’yı da yıkmaya çalışan koalisyonlardan söz ediyorum. Bugün belki geçmişteki gibi görünür, resmi bir düşmanımız yok ama siz de biliyorsunuz pek çok düşmanımız var. Ve kendilerince bize düşmanlık etmekte haklılar.

Şairsiniz ama aynı zamanda tefsir profesörüsünüz. Haliyle bugünkü ‘Müslüman Bosna’yı soracağım. Boşnakların Allah’la araları nasıl?

Öncesindeki tarihi gerçekliği hatırlamamız gerekiyor. Boşnaklar uzun bir süre Komünizm idaresinde yaşadılar. Akla hayale gelmeyecek bir baskıdan söz ediyorum burada. Bu sebeple İslam’ı unutmuşlardı. Nasr Suresini biliyorsunuz, orada geçen “efvaca” ifadesine dikkatinizi çekmek isterim. Efvaca kelimesinin iki anlamı var bu bağlamda. Öncesinde Resulullah (sav) zamanındaki gibi efvaca, insanlar İslam’ı bilmiyorlardı, Peygamber’in gelişiyle insanlar dine gelmeye başladı. Bizim için efvaca ise şöyle oldu, Komünizm zamanında bizde insanlar İslam’dan kaçtı. Ama Komünizm’in yıkılmasından sonra şimdi efvaca’nın diğer kısmı oldu, şimdi insanlar İslam’a geliyorlar, koşarak…

Bakın size karşı son derece açık olacağım, birbirimizle konuşurken böyle olmalıyız zaten. Ben Boşnak halkını ikiye bölüyorum. Bir kısmının kıblesi Mekke iken bir kısmının kıblesi ise Washington ya da Brüksel ne yazık ki…

Siz Bosna için açık konuştunuz, ben hepimiz için açık konuşayım; bu ayrımınız bütün İslam dünyasını kapsıyor ne yazık ki.

Ben Boşnak halkı için konuştum ama evet haklısınız. Pek çok yerde insanların iki kıblesi olduğundan söz edebiliriz, hatta belki daha fazla. Boşnak halkının bir kısmı, Batı medyasının hiç durmadan yaptığı ‘İslam: Terörizm’ propagandası yüzünden İslam’dan korkuyor. Baş örtmek gibi İslam’ın pek çok rüknü insanlara korkutucu gelebiliyor. Ama Türkiye, bizim için bu noktada mükemmel bir örnek. Çünkü Batı medyasının ısrarla servis ettiği görüntülerin tam aksine Türkiye, Müslümanlığı ile büyümeyi başarmış, spordan sanata kadar pek çok alanda ileri çıkmış önemli bir örnek bizim için.

HAKAN FİDAN’A VERDİĞİM SÖZÜ TUTACAĞIM

Rahmetli Aliya’nın da kurulmasını istediği bir Balkan İslam TV projesi vardı. O ne oldu, ne aşamada şu anda? Türkiye’den destek istediniz mi?

Bunun için öncesinde bir vakıf kurmamız gerekiyor ve çok yakın bir zamanda bu vakfı kuracağız. Bununla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’la, Başbakan Davutoğlu’yla ve Hakan Fidan’la da pek çok görüşme yaptık, Hakan Fidan, o zaman TİKA’nın başkanıydı kendisine söz verdim. Önümüzdeki ay vakıfla ilgili çalışmaları hızlandırmış olacağız. Ne zaman ki vakıf kurulumu tamamlandıktan sonra Erdoğan ve Davutoğlu’na da bununla ilgili bilgi vereceğim. Bütün Balkan yarımadasına ve hatta Avrupa’ya da İslam’ı anlatan bir kanal olacak inşallah. Aliyaizzet Begoviç’in en büyük hayallerinden biri de buydu, Erdoğan ve Davutoğlu bu hayalin gerçekleştirilmesini istemişti bizden, onlara söz verdim derken bunu kastediyorum zaten. Fakat şu ana kadar çok yalnızdım ben, bunu gerçekleştirecek imkân bulamadım. Bu projedeki asıl amacımız, Avrupa’da kendi kültürümüzü ve kimliğimizi koruyarak İslam’ı anlatmak.

Türkiye’nin Yunus Emre Enstitüsü, TİKA gibi kurumlar aracılığıyla Bosna’da gerçekleştirdiği kültürel çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok yakınız zaten, çok kibar ve çok aktif insanlardan oluşan kurumlar bunlar. Beraber çalışarak Yunus Emre’nin şiirlerini yayınlayacağız.

Şiire ben gelecektim ama siz geldiniz, buradan devam edelim. Yunus Emre biliniyor muydu orada da?

Çok az. Ne yazık ki çok değil. Ama Yunus Emre’nin bazı ilahileri tekkelerde okunuyordu, oradan biliyorduk. Daha önce kırk tane çeviri yapılmıştı Yunus Emre’den. O çevirilerin üzerinden şimdi bendeniz Yunus Emre şiirlerini tekrar çevirdim. Yunus Emre Enstitüsü’yle bir dergi projesi de konuştuk. Bir edebiyat dergisi çıkaralım dedik, Türkiye ile Bosna arasında, iki ülke edebiyatı arasında bir köprü olsun dedik. Fakat Türkler biraz yavaş. Hakan Albayrak kızacak bana. (gülüyor) Hala Yeni Şafak’ta mı?

Günlük bir gazete çıkarıyor şimdi, Diriliş Postası adında.

Selam olsun ona.

İKİNCİ DAYTON’DA MASADA ERDOĞAN DA OLMALI

Tüm tarafların belli rahatsızlıkları olduğunu biliyoruz buna rağmen adım atılmıyor? Dayton, bağımsız Bosna’nın ertelenmesi demek. Dayton’ın yenilenme zamanı gelmedi mi?

Şu an değiştirmek istiyoruz. Sürdürülmesi artık imkânsız bir anlaşma. Allah’a dua ediyorum ikinci Dayton için fakat önemli bir hususla birlikte; artık yeni bir anlaşma olmalıdır ama bu kez masada Türkiye ve Suudi Arabistan da olmalıdır. Onlar olmadıkça yeniden adaletsiz bir anlaşma yapılacaktır. Dayton anlaşmasında biliyorsunuz Müslüman bir ülke yoktu masada, inşallah biz bunu yenilediğimizde kesinlikle Cumhurbaşkanı Erdoğan da masada olmalıdır.

Bildiğiniz gibi bazı Sırp politikacılar, özellikle Milorad Dodik, daha önce de Boşnakça diye bir dil olmadığını iddia etmişlerdi. Ne söylersiniz?

Dodik deli bir adam, saçmalıyor. Boşnak dili en az Sırp dili kadar köklü ve güçlü bir dildir. İddialarla tarihi gerçekleri yok edemezler. Boşnakça üretilen şiir, nesir bir kültür dili oluşturabilmiştir. Bakın sadece benim yeni yayınlanan iki yüz ilahim var. Kendimin diye söylemiyorum ama tasavvuf şiirlerim Bosna’da çok sevilir.

SEZAİ KARAKOÇ, BENİM ÖĞRETMENİMDİR

sezai karakoc ile

Sezai Karakoç’un şiirlerini Bosna’ya çevirme projeniz vardı.

Evet! Sezai Karakoç… İsmini anınca bile mutlu oluyorum. O benim kardeşimdir, ağabeyimdir, öğretmenimdir. Her geçen gün şiirleri daha derinden etkiliyor beni. Bazı şiirlerini çevirdim ama asıl bir antoloji projemiz var, inşallah onu da kısa zamanda bitireceğiz. Ve bitince kendisinin Bosna’ya gelmesini çok isteriz, davet edeceğiz. Umuyorum ricamızı kabul edecektir.

Üstad Sezai Karakoç’u ziyaret ettiğinizde size kitabını imzaladığını duymuştuk, bu doğru mu yoksa şehir efsanesi mi? Bilmiyorsunuz Üstad, neredeyse yarım asırdır asla kitap imzalamıyor.

(Gülüyor) Evet, imzaladı. Ben de kendisine Srebrenitza Cehennemi kitabımı imzalayıp takdim ettim, birlikte fotoğraf da çektirdik. Kıblesi Kâbe olan, büyük bir Müslüman, büyük bir şair o.

ÇEVİRİLER ZAYIF

Balkanlarda Türk, Boşnak ve Arnavut şair ve yazarlar arasındaki ilişki için neler söylenebilir? Balkan Müslüman entelektüelleri arasındaki işbirliğini artırmak için neler yapmalıyız?

Maalesef birbirimizi tanımıyoruz. Mesela bakın Arnavutluk’un edebiyatı çok güçlüdür ama maalesef Komünizm idaresi sürdüğü yıllarda sadece politik metinler çevrildi. Değerli olan, kıymetli olan her eserin bütün dillerimiz arasında çevirisini tamamlamalıyız.

Çeviri demişken, Türkçeden Boşnakçaya yapılan çeviriler hakkında neler söylenebilir?

Ne yazık ki iyi çeviriden söz edemeyiz burada. Mesela bir Yunus Emre antolojisi vardı Boşnakçaya çevrilen, inceledim üzgünüm ki Yunus Emre’nin o büyük duru şiirini mahvetmişler. Hep böyle değil tabi ki mesela Orhan Pamuk eserleri çok güzel çevrilmiş. Ama tabi Orhan Pamuk’u çeviren iyi bir Türkolog iken Yunus Emre’yi çeviren Zagrep’te bir öğretmen mesela. Daha titiz ve hassas çalışmamız lazım.

O zaman şöyle, Türkiye-Bosna ilişkileri çok iyi fakat daha yürünecek çok yolumuz var.

Kesinlikle! Bütünüyle haklısınız. Bu çeviri işini sekülerler bizden daha iyi yapıyorlar.

ALİYA, ACIDAN YAPILMIŞ BİR UMUTTU

Bizim bilge komutanımız rahmetli Aliya size çok soruldu. Ben özellikle konuşmak istemiyordum ama dava arkadaşınız, birlikte hapis yattınız. Bunları da hatırlayarak bir cümleyle sizdeki Aliya’yı anlatsanız.

Çok yakın bir arkadaşım, çok aziz bir öğretmenimdi. Onun hayatı acıyla, hüzünle geçti. Ömrünün son günlerinde artık bu dünyadan gitmek istediği yönünde dua ederken gördüm onu. Savaşı ve katliamı beklemiyordu… Tecavüze uğrayan, çocukları öldürülen bir ülkeye umut olmak zorunda kalmak ne demektir bilir misiniz? Hayır! Bilmeyiz. Bunu rahmetli Aliya biliyordu.

Soykırımı anlatan bir film projeniz vardı.

Bu benim ve arkadaşlarımın rüyası. Olan biten her şeyi bütün insanlığa, olduğu şekliyle göstermek istiyoruz. Sbielberg’in Schindler’in Listesi gibi iyi bir film ortaya çıkarmak istiyoruz. Önümüzdeki yıl inşallah ön çalışmaları tamamlanmış olacak.