Prof. Dr. Ali Farazmand: Politik barbarlığın çözümü Doğu bilgeliğinde

Kamu Yönetimi ve Kamu Politikaları Profesörü Ali Farazmand, Florida Atlantik Üniversitesi’nde öğretim üyeliğinin yanı sıra Uluslararası Kamu Yönetimi Dergisi’nin de yayın yönetmenliği ve editörlüğü görevini yürüten farklı bir akademisyen. Lisans eğitiminin dışında tüm eğitimini ülkesinin dışında tamamlayan, çok sayıda uluslararası bilimsel derginin de yayın kurulu üyesi olan Farazmand, başta ‘Çağdaş Toplumda Yönetim Teorisi, Modern Organizasyonlar; Teori ve Pratik, Modern Sistemde Hükümetler kitapları olmak üzere onlarca kitaba imza atmış Atlantik Üniversitesi öğrencilerinin deyimiyle ‘kafa karıştıran hoca’sı. İdare hukuku alanında da uzman olan Prof. Farazmand, Küreselleşme ve Doğu-Batı çatışması üzerine de çalışan bir isim. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Medeniyet Kongresi’nde Hungtinton’ın tezi ve medeniyetlerin gelişimi üzerine tebliğ sunan Farazmand’la medeniyet kavramından hareketle medeniyetler çatışması ve diyalogu üzerine konuştuk. Prof. Farazmand, Akil olan Doğu’nun, deli adamla konuşabileceğine inanıyor.

 

Prof. Dr. Ali Farazmand, Florida Atlantik Üniversitesi’nde kamu politikaları üzerine dersler veren sıra dışı bir İranlı bir akademisyen. Öğrencilerinin ‘makaleci hoca’ olarak tanımladığı Farazmand’la geçtiğimiz haftalarda Medeniyet Kongresi için geldiği İstanbul’da görüştük. Prof. Farazmand, ‘Doğu, kapitalizmi yavaşlatabilir ve politik çatışma senaryolarını durdurabilir’ diyor. 

 

Önce sizin tanımınızla bir çerçeve çizelim, medeniyet nedir?

Kısaca söylersek medeniyet, düzenin tarihidir. Ben birkaç farklı şekilde açıklıyorum bunu. Medeniyet şeriatın, insan organizasyonlarının, insan toplumlarının ve sanatın, bilimin ve tüm yaratıcı çalışmaların mirasının devam ettirilmesinin tarihidir. Medeniyet, merhamet duygusunu kurumsallaştıran ve tüm insan varlıklarına duyulan aşk yaklaşımıdır. Tersinden ifade edersek, yıkım ve barbarlığı reddetmektir.

Doğu ve Batı diye iki ayrı medeniyet var yaygın kabule göre ve bunlar çatışma halinde… Böyle bir çatışma var mı? Varsa bu çatışmayı nasıl anlıyorsunuz?

Bence iki medeniyet de mevcut. Doğu medeniyeti çok çok erken dönemde, daha eski bir tarihsellik içinde ortaya çıkmıştır. Doğu medeniyeti varken, Batı ortada yoktu. Batı bir köydü. Bugün farklı bir şey mi onu ayrıca tartışabiliriz. Sonradan sahip olduğumuz tek istisnalar Yunan ve Roma’dır.  Batı yumurtadan çıktığında Doğu medeniyeti çok zengin ve çok güçlü bir tarihe sahipti. Batı üç farklı tepki ile ortaya çıktı. Birinci tepki, kendisinin dışındakini ‘iyi ve üstün’ olmamakla itham etmesi idi. İkinci tepki kendisinin daha ‘iyi ve üstün’ olduğunu iddia etmesi, üçüncüsü ise kendi dışındaki her şeyin zorla da olsa kendisine benzemesi gerektiği teziydi.

BATI, METARYALİST VE MEKANİKTİR

Doğu ortadayken henüz bir köy olan Batı, ortaya çıkar çıkmaz nasıl bahsettiğiniz iddialarda bulunabilir ki?

Evet, bunu iyice anlamak gerekir. Eğer Batı değerlerini yakından incelersek onların davranışlarını etkileyen varoluş biçimlerinin kaynaklarında bun görürüz. İncelediğimizde Batılı insanların -hepsi değilse de- büyük çoğunluğunun materyalist, mekanik olduğunu fark ederiz ve her şeyi rasyonelleştirmek istediklerini, bir formül ürettiklerini ve bu formülü her şey için kullandıklarını tespit edebiliriz. Onların akılları makine gibidir. Bu Batı’nın kodlarıyla ilgili bir şey…

Batı, Doğu’yu anlayıp da mı reddetti yoksa Doğu diye bildikleri şeyi mi redde kalkıştı?

Batı’nın, Doğu’yu dün de bugün de anlayamadığını ifade etmeliyiz. Farklı Doğu medeniyetlerini, kültürlerini ve memnuniyetlerini, anlayamazlar. Çünkü Doğu medeniyetinde, her fiilde derin bir mana yüklüdür. Yani bu genel bir ifadedir, hepsi için konuşmuyorum elbette. Batı medeniyetinden gelen düşünürler için Doğu’nun derinliğini anlamak güçtür. Bu tarih boyunca da sık sık gördüğümüz bir şey, Büyük İskender Makedonya’ya istilaya gelir, makine gibidirler, çok yapay bir düşünme, derinlikten uzak… Bu yüzden neler olduğunu, neyin ortaya çıktığını anlayamazlardı.

DOĞU’YA IRKÇI GÖZLERLE BAKILIYOR

Medeniyetler Diyalogu dediğimiz bir şey var. Bu diyalog çağrısının sebeplerine inelim biraz. Batı, Doğu’yu reddediyor diyorsunuz ama işte karşı karşıya oturmak istiyorlar?

Bu soruyu cevaplamadan önce bir şeyi anlamalıyız. Batı uygarlığı, Doğu’nun değerlerine ve üretimine tarih boyunca hiç saygı göstermedi, bugün de göstermiyor. Orada Doğu’ya karşı bir önyargı var. Bilim adamları bu durumun, Batılıların -tüm Batılıları kastetmiyorum- ırkçı bakış açılarından kaynaklandığını ifade ediyor. Burada yukarıda bahsettiğimiz üstünlük fikrinden söz etmeliyiz yine. Bu onlar için tersinden komplekstir. Rönesans’tan sonra elde ettikleri bilim ve teknolojiyi Batı dünyası dışındaki dünyayı köleleştirmek için kullandılar. Şu anda güçlü bir ordu, bir ülkeye gidip orayı işgal ediyor ve orayı kolonileştiriyor. Bu barbarlıktır değil midir? Fakat bunu barbarizm olarak ifade etmiyorlar. “Biz size medeniyeti getiriyoruz” diyorlar. Hitler de aynısını yapmıştı, Ukrayna’ya gittiğinde Ukraynalı insanları medenileştireceğini söyledi.  Almanlar da daha öncesinde aynısını yapmıştı, İngilizler de, Fransızlar da Cezayir’de aynısını yapmıştı.

YEREL DEĞERLERİ KORUMAK ZORUNDAYIZ

Küreselleşme çağrılarını nasıl yorumluyorsunuz?

Küreselleşme hakkında üç bakış açısından söz edebiliriz bence; Birinci bakış açısı pozitiftir. Güzel, görkemli, ümit verici bir resim çizmektedir. Küreselleşme olunca savaş, açlık, çatışma olmayacak, her yerde barış olacaktır. Herkes mutlu olacaktır. Hükümetler, iş sahaları, şirketler, iş piyasaları…  Onlar her şeyi yapacaktır, ticaret herkes için olacaktır. Evet, kulağa çok hoş geliyor değil mi? Medine-i Fazıla…

Bu mümkün olabilir mi?

Hayır. Bu netliğiyle asla! Buradaki karşı görüş ise, diğer tarafın söylediği her şeyi reddeder. Onlar daha çok çatışmanın, problemin, nefretin olacağını söyler. Bunun barbarca bir bakış olduğunu söyler. Sen farklısın ve benim sana söylediğim şeyi düşünmek zorundasın. Piyasa değerleri, tüketiciler, Mc Donaldslar… Kendi evindeki yemek kültürünü unut! Yemek pişirmeye de ihtiyacın yok artık! Mc Donalds’a gel! Anlıyor musunuz? Tabii, ilk önce senin paraya sahip olman gerekiyor. Eğer paran yoksa hiçbir şeye sahip olamazsın. Bu yüzden küreselleşmeyi farklı okuyan bu ikinci grup, her şeyi reddeder. Çünkü küreselleşme sonrası dünyada hâkim eğilimin dünyayı yok edip kendisine benzeteceğini ifade eder.

Haklı gibiler…

Evet, ama üçüncüyü de dinleyin. Üçüncü bakış açısı daha gerçekçidir. Küreselleşmenin iyi sonuçları da vardır, der. Tamamı kötü değildir, der.  Bu yüzden bizler bizim için iyi olanı görebiliriz, biz bunu alırız ve kendi yararımıza kullanırız, düşüncesindedirler. Eğer senin çok paran varsa, internette güzel bir elbise ya da ayakkabı ya da bir başka şey görürsen, bunu almak istersen ve bunu İstanbul’da bulamazsan, Paris’ten, Londra’dan ya da bir başka yerden sipariş edebilirsin. Evet, sen bunu yapabilirsin eğer paraya sahipsen.

Kendimize ait değerleri koruyabilir miyiz yani?

Benim görüşüme göre farklı bir seçenek daha vardır; Biz farklı bir süper dünya içindeyiz. Bu kürenin içindeki her şeyi reddetmek mümkün değildir. Bizler bu küresel dünya içinde yaşamaktayız. Kapitalizm bir gerçekliktir. Kurumsal küreselleşme kapitalizmin son aşamasıdır, son evresidir. Son aşamadan sonra her şey bitmeyecek, sonra ne olacak? Eğer bu evreyi, farklılıkları koruyarak, yerel olanı saklayarak atlatabilirsek, kaos süreci sona erebilir. Bu mümkün. Eğer yerel olanı koruyamazsak Hungtinton bile haklı çıkabilir. Anlatabiliyor muyum? Yerel değerleri koruyabilir miyiz diye bir soru yok aslında. Korumak zorundayız, başka bir şansımız yok.

DOĞU, DELİ ADAMI YENECEKTİR

Medeniyetlerin serüveni nereye doğru gidiyor? Varlıkları nereye doğru evriliyor, sürükleniyor? Ne olacak sonunda?

Bizler, ‘delilik’ çağında yaşıyoruz. Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Delilik! Neden? Çünkü Batılı güçler, yeni silahlara sahip olursa, onların bir an önce bunları kullanmak için hiçbir tereddütleri olmaz. Teknik aletler, akıllı telefonlar yoluyla başka ülkelere gidip, işgal etme konusunda hiçbir tereddütleri olmaz. Yeni silahlarını kullanmak için dahi onlar yeni işgaller yapabilirler ki tarihte yaptılar. Bu ‘delilik çağı’dır. Bu yüzden bir insan olarak sen ne yaparsın? Sen akilsin ve burada deli bir adam var. Bu deli adamın öldürmek için silahları var ve sen bu adamla öldürmemesi için konuşmayı deniyorsun. “Yapma, hadi konuşalım!” diyorsun. Bu medeniyetlerin diyaloğudur.” Mümkün değil gibi duruyor ama değil. Akil olan, gücüne rağmen ‘deli’ adamı durdurabilir.

Yeni nükleer silahlar üreterek mi?

O zaman size bir soru sormama izin verin. Tarihte nükleer silahları ilk kez kullanmıştır? Bakın, gelecek zorlu olacaktır, bunu söylemeliyim. Fakat ben umutluyum. Doğu ‘deli’ adamı yenecektir. Bu İran’ın her zaman söylediği şeydir. İran’ı kastediyorsun, bizim nükleer silahlara ihtiyacımız yok. Bizim barışçıl amaçlar için nükleer teknolojimiz var. Biz onu kullanıyor ve üretiyoruz. Biz bunu yaptığımızı da ifade ediyoruz. Biz senden korkmuyoruz, biz senin ne düşündüğünü önemsemiyoruz. Bizim nükleer silahlara ihtiyacımız yok. Bizler akıllı varlıklarız.

HUNGTİNTON’IN TEZİ POLİTİK BARBARLIĞA İMKÂN SUNDU

Hungtinton’ın tezine değinmek isteriz. Hungtinton’ın kaos aşkı nerede duruyor?

Huntington denilen adamın yazdığı ‘medeniyetler çatışması’ isimli makale ve kitabı tam olarak okuduğunuzda bir reçete yazdığını fark edebiliriz. Hani doktora gidersiniz, doktor size reçete yazar -biz buna İran’da muska deriz- ve bunu kullanıp iyileşirsiniz, Huntington’un ‘Medeniyetler Çatışması’ başta Amerika olmak üzere Batılı güçlere yazılmış bir muskaydı. Çünkü istenilen klişeler üzerinden politik yozluğa imkân sağlanması gerekiyordu. Hatırlarsak muskasının özeti şuydu: “Hristiyan ve Yahudiler birlikte güzel ve iyi; Hindular, Müslümanlar ve Budistler gibi Doğu medeniyetleri ise kötüdür. Bu ikisinin arasında çatışma olacaktır.” Hungtinton, yazdığı bu muskanın George Bush gibi çıldırmış politikacılara sunulacağını biliyordu.

Bu çatışma Hungtinton’a ya da topyekûn Batı’ya ne kazandıracak ki bunu istiyorlar?

Bunun arkasındaki asıl sebep gaz, petrol ve ucuz iş gücüdür. Kolonyalizmi ortaya çıkaran fikirlerle aynı şey yani. Yeni kolonyalizm işte. Amerika’daki şirketler, batı Avrupa’daki büyük şirketler… Silah yapan büyük fabrikalar, büyük iş sahaları ve sair… Bu onların ekonomik krizlerinin, problemlerinin bir parçasıdır. Bu yüzden onlar daha çok çatışma, anlaşmazlık oluştururlar; çünkü onlar değerlerini zorla, güç yoluyla globalleştireceklerini düşünürler.